The Weeknd’e ait bütün şarkıların çevirilerini buradan veya buradan bulabilirsiniz.

Alta yazdıklarım şey tam olarak The Weeknd’in hayatı değil, sadece bu adamın hakkında bilmeniz gerekenler bazı önemli şeyler ve yaptığı müziklerden zevk alıp müziklerini daha rahat anlamanız için 5 saatimi ayırdığım bir yazı. Eğer Weeknd’in müziğini dinliyorsanız kesinlikle alta yazdığım şeyleri okumalısınız. Zaten müziğini dinliyorsanız adamın hakkında bir çok şey biliyorsunuzdur çünkü yaptığı müzikler kendi hayatından parçalar. O yüzden bende bu adam hakkında bir şeyler anlatmaya çalışırken onun şarkılarından/kendi çevirdiğim şarkılardan alıntı yapacağım, hatta bu yazının yarısı alıntı olarak geçecek. Sizi çok fazla sıkmamaya, çok fazla uzatmamaya ve dünyadaki en yakın arkadaşınızmışım gibi anlatmaya çalışacağım o yüzden yazıyı okurken küfür görebilirsiniz bunun için yazıyı okuyan bayan arkadaşlardan özür diliyorum.

Eğer yazıya başlamaya üşeniyorsanız en altta yazdığım ”Rolling Stone”u ilgilendiren kısmı okuyun, eminim tüm yazıyı okumanız için ilginiz artacaktır. Veya o kısmı en sona bırakıp sırasıyla okuyun, sizde daha güzel bir etki bırakabilir.

—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

Weeknd’in gerçek adı Abel bla bla kimin sikinde? Önce size Abel’ın ismini ben nasıl duydum onu anlatayım. Ben şuan Abel’dan daha önemliyim. O zamanlar 15 yaşındaydım, 2014’ün kasım ayıydı, dinlediğim tarz pop’du, dünyada ne olup bittiğini filan hiç bilmiyordum; sonra Ariana Grandelove me harder” diye bir şarkı yayımladı işte o zaman o değişik saçlı ve melek gibi bir sesi olan Abel’ı duydum -adamdaki ses o kadar güzeldi ki duyduğum sesi adeta sikmek istedim- daha sonra gugıl amcaya gidip adamı arattım, oradan da adamın yaptığı Trilogy‘sine ulaştım, Trilogy’ye ulaştıktan sonra kendime ”Ben bu adamın ismini niye böyle bir şarkıyla öğrendim” diyerek o günden bu yana kendime karşı duyduğum bir nefret başladı ve oralardan taa buralara kadar geldim. Adamın yaptığı Trilogy’i dinlediğimde o kadar güzel geldi ki içimde depresyon diye bir şey kalmadı, bütün stresimi bu mixtape’i dinleyerek giderdim. Her şarkı bir gün eskir ya bu Trilogy eskimez. Ara sıra şarkıları dinlerken gözlerimi kapatıyorum, dünyada yokmuşum gibi geliyor. Siz şimdi bana ”Madem adamı 3 yıl önce keşfettin, madem bu kadar Trilogy’i övüyorsun niye şimdi meydana çıkıyorsun am*na soktuğum piçi” diyorsunuzdur. Haklısınız, bunu kendime bende soruyorum ama önceden de dediğim gibi dünyada ne sikim olup bitiyordu hiç bilmiyordum, ne biliyim birileri şarkıların çevirilerini yapıyor. Neyse yakın bir zaman önce insanların çevirdiği şarkılara baktım ve içimden ”wtf, bunlar ne amk” dedim. Bencil görünmek istiyorum o yüzden yazacağım: Çevirmenler bildiğin adamın yazdığı sözleri kirletmişler, kurdukları cümlelerden bir şey anlamıyorsunuz, şarkının ana konusu ne bilmiyorsunuz sadece Türkçeden oluşmuş kelimeler var ve tamamen şarkıcıyı kirletiyordu o yüzden ”Eline klavyeyi alan zaten çevirmen oluyor, ben niye çevirmiyorum amk” dedim ve buradayım. İnşallah benim çevirdiğim şeyler baktıklarım çeviriler gibi kötü veya anlamsız değildir, eğer öyleyse, fuck me.

—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

Şimdi Abel’a geçebiliriz.

Sizlere Abel’ı ne kadar uzun atlatmaya çalışsam yine de az gelir o yüzden İngiliz Vikipedi’sinden özet geçeyim daha sonra önemli şeylere geçeriz. The Weeknd’in gerçek adı: አቤል ተስፋዬ. Tesfaye Kanada Toronto’da dünyaya gelmiş, Makkonen ve Samra Tesfaye’nin tek çocuğu. Anası ve Babası Ethiopia’dan Kanada’ya 80’li yılların sonlarına doğru göç etmiş, yani Tesfaye’nin kökeni Ethiopia. ”The Hills” şarkısının sonunda kendi dilinden bir şeyler demiş zaten. Abel’ın babası, ailesini genç yaşta bırakıp gitmiş ama Abel babasını hiç yargılamamış. Tesfaye 11 yaşında marijuana’ya başlamış sonra daha sert uyuşturuculara geçmiş; hatta ecstasy, oxycodone, xanax, cocaine, psilocybin ve ketamine gibi uyuşturucular için dükkan soygunculuğu bile yapmış, kendisi diyor. Hem yapımcısı hem de arkadaşı olan Lamar Taylor’ı ikna ederek 17 yaşında(2007 yılında) birlikte okulu bırakmışlar. Üstelik Abel sadece okulu bırakmakla kalmayıp evini de terk etmiş. Buradan sonra Abel müzik yapmaya başlamış. Daha sonra kendi açtığı ”xoxxxoooxo” adlı youtube kanalına 24/02/2011 tarihi itibari ile ”House of Balloons” ”Thursday” ”Echoes of Silence” mixtape’lerini sırayla yüklemiş. Bu albümlerden sonra adı giderek büyüdü. Daha sonra Kiss Land albümünü çıkardı. Bu albüm ile İngiltere’de olan, içine 20.000 kişi alan O2 Arena’sını kendi gösterisi için sattı. Buradan sonrasını zaten biliyorsunuz.

Bunlar Abel hakkında anlattıklarımın en kısa hali, daha anlatamadığım Drake’in katkısı filan birçok şey var o yüzden bu altta attığım video’dan adam hakkında istediğin şeyi bulabilirsin.

Alıntılara geçmeden önce şunu da söyleyeyim. Abel’ın şarkıları genellikle kızlara hitap eder. Bizim ülkemiz yeterince çağdaş olmadığı ve geri kalmış olduğu için bunu anlamakta zorlanabilirsiniz, ülkede daha VPN açmadan porno izleyemiyoruz. Adam şarkılarında argo kullanıyor diye ”Yaptığı müzikler sadece erkeklere hitap ediyor.” izlemine kapılmış olabilirsiniz, kapılmayın, erkeklerden daha çok kızlara hitap ediyor. Neyse bunu da geçeyim, burada Lana Del Rey’i de dile istiyorum o yüzden Abel’ın 2015’de verdiği röportajdan alıntı yapacağım:

”Ben ve Lana uzun zamandır arkadaşız. Ben ondan esinlendim o da benden. Sanki yaptığımız müzikler üzerinden birbirimizle konuşuyormuşuz gibiyiz. O benim şarkılarımdaki kız, ben de onun şarkılarındaki adam. Bu ruhani işbirliği bütün albümdeki(BBTM albümü için diyor) en doğal şeymiş gibi geliyor. Hatta “Lonely Star”daki uzun konuşmalardan(intro ve interlude kısmı) Thursday kısmına(outro) kadar… Daha yeni fark ettim, o kısımları söyleyen Lana, O ses Lana’nın sesi. Evet, oradaki ses bulanıklaştırılmış olarak benim sesim ama o Lana, onun kişiliği.”

İngilizce versiyonu:

Me and Lana have been friends for a long time. I’ve inspired her, she’s inspired me. I feel like we’ve always been talking to each other through our music. She is the girl in my music, and I am the guy in her music. It’s just this ghostly collaboration that feels the most natural on the whole album. Even the whole monologue intro on “Lonely Star” from Thursday—I just realized now that that’s Lana. That’s Lana’s voice. [laughs] I mean, it’s my voice pitched up, but it’s her, it’s who she is.

—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

Eğer Abel’ın Trilogy‘yi seslendirirken canlı performanslarını görmek istiyorsanız:

Çevirdiğim Weeknd’in şarkılarını okurken bilmeniz gereken birkaç önemli şey var. Bazı İngilizce kelimeler Türkçeye geçerken size yanlış izlenimler verebilir.

—–

Mesela dans

Let me see you dance
 Seni dans ederken göreyim
 I love to watch you dance
 Senin dans edişini izlemeye bayılıyorum

Abel ”dans” derken hiçbir zaman direk akla gelen normal dansı kast etmez. Striptiz kulübündeki kadınların direkteki veya podyumdaki dansından bahseder.

Ayrıca Abel’ın Striptiz kulübündeki kızlara fetişi var.

Only bitches down to fuck when you shower them with ones
 Sadece, onlara para fırlattıktan sonra sikişmeye razı olan orospulara dayanabiliyorum

Üstelik şarkılarında geçen kızların çoğu striptiz kulübündeki kızlar.

You've been picking my voice to dance to
 Dans etmek için benim sesimi seçiyordun
 You said my money no good in here even though I didn't ask you
 Sormamış olsam bile paramın burada işe yaramaz olduğunu söyledin

—–

”Good girl” ve ”bad girl”

Good girls go to heaven
 Uslu kızlar cennete gider
 And bad girls go everywhere
 Yaramaz kızlar ise her yere

Good girl = hiç günah işlememiş/masum/saf/uyuşturucuya yabancı/uslu kız
Bad girl = orospu/siktirmeye dünden hazır/şeytan/ahlaksız/yaramaz kız

—–

”the one”

Now your girls all wanna fuck
 Şimdi tüm kız arkadaşların sikişmek istiyor
 Girl you could've been the one
 Kızım bir tek sen olabilirdin

Türkçeye ”o” diye geçiyor ama asıl anlamları: Bir tek o. Birisi için en başta gelen kişi. Birisi için en değerli kişi. Bir insanın tek seveceği kişi.

—–

”Fuck” kelimesi adamın birçok şarkılarında kızlar için kullanılmış

Fuck me while I'm faded
 Beni kafam güzelken sik

Bir aralar okulda kızın teki ”seni sikerim” dediği zaman biz erkekler ”senin sikin yokki nası sikcen haHAA” deyip dalga geçerdik ya ana dili İngilizce olan ülkelerde kızın birini sikmesi için illa bir sike ihtiyacı yok. Siz şimdi dildo filan derseniz. Dildo’ya da gerek duymuyor, adamı amıyla sikiyor.

Konu şimdi sikişe geldiğine göre başka bir kelime olan ”Ride” a gelelim.

You're a big girl and It's your world
 Büyük bir kızsın ve bu senin dünyan
 And I'mma let you do it how you wanna
 Bende nasıl istiyorsan izin vereceğim
 Girl, ride wit it, ride wit it
 Kızım, sür bakalım
Baby, come over here and ride it out
 Bebeğim gel de içine al bakalım
Is that your girl, what's her fucking story?
  Bu senin sevgilin mi, hikayesi ne?
 She kinda bad but she ride it like a fucking pony 
 Az çok kötü ama midilli gibi içine alıyor

Bir sikiş pozisyonu. Sikiştekyen adamın penisini bayanın kontrol etmesi. Burada ”it” penis oluyor. Kız ata binermiş gibi erkeğin penisine binip onu sürüyor. Video link atardım ama Gugıl amca siteye porno linki atılmasından hoşlanmıyormuş, acaba niye.

—–

”Gösteri/Show” derken adamın turu. Canlı performanslarını görüyorsunuz ya kalabalıkla bir yerde, işte orası.

After the show is done
 Gösteri bittikten sonra
 You can take me to yours
 Beni senin eve götürebilirsin

—–

”My girl, My baby”

I left my girl back home
 Sevgilimi evde bıraktım

”Sevgilim” diye çevrildiğine bakmayın. İlişki içinde olmaları gerekmiyor.


—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

The Weeknd çok derin bir şey yarattı. Adamın Trilogy‘sindeki ve Kiss Land’deki şarkılar size daha önce hiç görmediğiniz bir dünyayı gösteriyor. Adamı dinlerken sanki uyuşturucu kullanıyormuşsunuz gibi geliyor, sesindeki duyguyu ve enerjiyi çok rahat bir şekilde hissediyorsunuz. The Weeknd müziklerine ses getirirken sadece tek bir ton kullanmıyor, sekiz farklı tonu bir arada kullanıyor. Bir kelimeyi aynı kelime ile kafiye ediyor. Şarkılarındaki sözler ise görebileceğin en dark sözler olabilir.

Allah aşkına biri bana şu alttaki cümleden daha dark, daha derin bir şey gösterebilir mi…

''She popped that pussy on a Monday
 Amcığını bir pazartesi günü patlattı''

…veya bu cümle gibi…

''And I know he’s still in your brain
 Onun hala aklında olduğunu biliyorum 
 I’m ‘bout to burn that shit into flames Once I’m in you
 Senin amına koyar koymaz o göt herifi alevler içinde yakacağım''

…veya bu cümle gibi

Happiness exists, when you don't know a thing
 Hiç bir şey bilmediğin zaman mutluluk diye bir şey

Hadi cümlelerdeki derinliği geçtim adamın bu cümleleri söyleyişi zaten sizi başka bir boyuttan başka boyuta geçirmeye yetiyor. Üstelik adam ”Thursday” adlı şarkısını seslendirirken kendisini şarkıya o kadar kaptırmış ki dünyada olduğunu unutmuş. Söylediği sözleri dinlemenize gerek yok, alta attığım video’nun kalan son 60 saniyesini dinleyin demek istediğimi anlarsınız.

Aynı şekilde ”The Birds (Part 2)” şarkısını seslendirirken bu dünyadan başka dünyalara gitmiş. Adam şarkısını o kadar içinden, o kadar duygulu söylüyor ki adamın ne hissettiğini rahatlıkla anlayabiliyorsun.

Şarkılarını ne kadar duygulu, ne kadar içten söylüyorsa sözlerini de bir o kadar zeki, bir o kadar yaratıcı bir şekilde yazıyor. Mesela bu alttaki sözler gibi.

They high off Shakespeare lines: Shakespeare ünlü İngiliz şair. ”Shakespeare lines” bu iki kelime birleşince ortaya ”Shakespeare’in replikleri” diye bir anlam çıkıyor ama bu kelimelere ”high off” kalıbı gelince ”lines” kelimesi replik anlama değil de bu altta attığım şeye dönüşüyor

Sözlerini basit bir şekilde yazmıyor. Sözlerini o kadar güzel bir şekilde dinleyenlerine aktarıyor ki seslendirdiği şarkı kendisine ait olmasa bile o şarkıyı kendi şarkıymış gibi hissettiriyor. Bu şarkılar gibi: GiftedIn Vein, Might not, One of Those Nights, UnFazed. Kısacası, eğer The Weeknd’le düet yapıyorsan o şarkı artık sana ait değildir, The Weeknd o sahip olduğun şarkıyı senden almıştır, hatta sadece almakla kalmayıp o şarkıyı altın kadar değerli yapmıştır.

I wanna lose myself between your legs
 Kendimi bacaklarının arasında kaybetmek istiyorum

Üsteki cümleyi ”I wanna lose myself in your pussy/Kendimi amcığında kaybetmek istiyorum” diye cringe, salakça cümleyle şarkısına ekleyebilirdi ama Abel’ı The Weeknd yapan şey şarkılarına böyle cringe, böyle basit cümleler eklememesi.

—————————————————————————————————————————————–

Bu adamın Trilogy’sini dinledikten sonra uyuşturucu kullanmanıza hiç gerek bile yok. Yaptığı Trilogy, yaptığı şarkılar zaten bir uyuşturucu. Dinledikten sonra bırakamıyorsunuz. Mesela Able’ın ”Gone” adlı şarkısı. Altta verdiğim video’nun dakikasını 4:25’e getirin, kulaklığı takın, gözünüzü kapatın ve sadece dinleyin -öyle bir şey yapmayacağınızı biliyorum sadece şarkının değerini anlayın diye diyorum- Duyduğunuz bas olsun, adamın şarkıyı söyleyiş şekli olsun, cümlelerdeki anlam olsun sizi bu dünyadan alıp başka diyarlara götürüyor.

Gone şarkısını geçtim ”High for this” diye bir şarkısı var, başı şöyle:

''You don't know what's in store
 Stokta ne olduğunu bilmiyorsun
 But you know what you're here for
 Ama neden burada olduğunu biliyorsun
 Close your eyes
 Kapa gözlerini
 Lay yourself beside me
 Yanıma yatır kendini
 Hold tight for this ride
 Bu yolculuk için sıkı tutun''

Bu sözleri hem dinleyen kız için hem de şarkıdaki hatun için diyor. Şarkının kendisi bildiğin uyuşturucu kullanımına bir yolculuk.

Uyuşturucu işini filan da geçtim bu adamın başka bir güzel tarafı tüm şarkılarında gerçek konuşması. Adamın söylediği her şey gerçek…

''All my hoes are trained I make all of them swallow
 Tüm orospularım eğitimli, işim bitince ben hepsine yuttururum''

…ve her şarkısının içinde kendi hayatından bir parça var.

''I went from starin' at the same four walls for 21 years to seein' the whole world in just twelve months
 Tüm dünyayı sadece 12 ayda görmek için 21 yıl boyunca aynı dört duvara bakmaktaydım''

Abel 21 yaşına kadar doğduğu şehirden, Toronto’dan, ayrılmamış. Yani Thursday albümüne kadar 21 yıl boyunca aynı hayatın içinde hapsolmuştu. Adam daha 21 yaşına kadar uçağa binmemiş. Abel’dan alıntı yapıyorum:            ”Doğduğum günden 21 yaşıma kadar Toronto’dan hiç ayrılmadım. Trilogy benim o dört duvardaki deneyimlerimdi. Kiss Land’de geçen şeyler benim Trilogy turlarında yaptığım şeyler.”

Şarkılarında sadece gerçek olmakla kalmayıp hiç çekinmeden nasıl biri olduğunu…

I've been mixing - I've been sipping - Since I been 20, on that lean, baby girl
 20 yaşımdan beri o lean'i karıştırıp mideme indiriyordum, baby girl
 I've been popping - And I've been rolling - Since I was 17, I've been geekin on that water
 17 yaşımdan beri o suya boş boş gülerken hap patlatıp uyuşturucu kullanıyordum
Adapted to these models who's adapted to the bottle
 İçkilere bağımlı olan mankenlere adapteyim

…ve nelerden hoşlandığını söylüyor.

''I'm not a fool (oh yeah)
 Aptal değilim
 I just love that you're dead inside (that you're dead inside)
 Sadece ruhsuz içine aşığım (O ölü içine)
 I'm not a fool (oh yeah)
 Aptal değilim
 I'm just lifeless too
 Sadece, ben de ruhsuzum

But you to taught me how to feel
 Ama sen bana nasıl hissedeceğimi öğrettin
 When nobody ever would (nobody ever would)
 Hiç kimse öğretemez iken (Hiç kimse öğretemez iken)
 And you taught me how to love - what nobody ever could
 Ve sen bana hiç kimsenin sevemediği şeyi nasıl seveceğimi öğrettin''

Bu üsteki kısmı içeren şarkının konusu orospular ile ilgili. ”o ruhsuz içine aşığım çünkü bende ruhsuzum” kısmıyla bizlere tamamen duygusuz ve tek gecelik bir ilişki peşinde olduğunu söylüyor. ”hiç kimse… öğretemez iken sen bana… öğrettin” kısmıyla ise kendisine bir tek bir orospu tarafından hayır geleceğini anlatmaya çalışıyor.

Üstelik adam herkese karşı dürüst.

Don't waste precious tears on me, I'm not worth the misery
 O değerli göz yaşlarını benim için harcama, ben acıyı değecek biri değilim
 I'm better off when I'm alone
 Bir başımayken daha iyiyim
I only love it when you touch me, not feel me
 Ben sadece bana dokunduğunda seviyorum, araya duygularını katınca değil
 When I'm fucked up, that's the real me
 Her şeyi bok etmişken, işte bu benim gerçek halim
I'm just tryna live life for the moment
 Hayatı sadece anı için yaşamaya çalışıyorum
 And all these motherfuckers want a relapse
 Tüm bu orospu çocukları ise tekrar düşmemi görmek istiyor

Konumuz şimdi düşüşe gelmişken Abel’ın şarkılarında dile getirmeyi sevdiği ”Düşüş”ten bahsedeyim.

And I ain't scared of the fall
 Düşmekten korkmuyorum
 I've felt the ground before
 Zemini daha önceden hissettim

Böyle çok salakça bir şey yazmak istemezdim ama yazmasam olmaz. Düşüş dediği şey camdan veya yüksek bir yerden düşüşü değil; Abel’ın hayatındaki kırılma noktası. Hani en üste bir yere 17 yaşında okulu bırakıp evini terk etmişti demiştim ya, işte Abel’ın kırılma noktası burası, 21 yaşına kadar bu kırılma noktasını yaşamış, 21 yaşına kadar broke bir hayat yaşamış. Hayata yaptığı müziklerle dönmüş.

And I'ma lean till I fall, ooh yeah
 Ve düşesiye kadar içeceğim, ohh yeah
 And I don’t give a damn
 Sikimde filan da değil
 I felt the ground before
 Zemini daha önce de hissettim
 I left it all behind, baby
 Hepsini geride bıraktım bebeğim

Şu an böyle bir yazıya zaman ayırmamın sebebi Abel’ın böyle kırılma noktası yaşamış olması. Eğer böyle bir şey yaşamamış olsaydı şu an Trilogy gibi direk kalbe işleyen ve şaheser niteliğinde bir mixtape veya şu an bildiğimiz starboy diye bir şey olmayacaktı. Bir ara size D.D. adlı bir şarkıda ”Tesfaye’nin niye ortaya böyle ‘Echoes of Slince’ ‘Thursday’ ve ‘House of Balloons’ 3 tane albüm çıkardı, öğrenin” diye bir şey yazmıştım -büyük ihtimalle sikinize bile takmamışsınızdır, hatta yazdığım şeyi okumamışsınızdır bile- ya işte böyle 3 tane kusursuz albüm çıkarmasının nedeni kırılma noktası yaşamış olması. ”Tüm bu orospu çocukları tekrar düşmemi görmek istiyor” diye bir şey demesinin sebebi: Birçok kişi Abel’ın tekrar o boktan günlerine dönüp Trilogy gibi anlamlı mixtape yapmasını istiyor, Abel da öyle boktan günlere dönmek istemiyor. Bu kadar basit, anlamayacak ne var. Asıl sorulması gereken soru, adamın o günlerine dönmesini ben istiyor muyum? Hayır, benim hiç sikimde değil, adam her şeyi bir başına ve sıfırdan yaptı o yüzden rahat bir hayat içinde yaşamayı hak ediyor. Üstelik bir sonraki albümü nasıl olacak çok merak ediyorum. Yaptığı Trilogy gibi şarkılarına dönmesini isterdim ama eski zamanlarda olduğu gibi içten söyleyemeyeceğini düşünüyorum çünkü adamın o zamanlardaki gibi öyle boktan bir hayatı yok, üstelik şuanda yaptığı şarkılar yeterince güzel.

—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

Bu düşüş konusunu da bitirelim Abel’ın damgası olan XO ya geçelim.

Bildiğiniz üzere Abel sürekli şarkılarında XO dan bahsediyor.

XO Ohhhh
 XO
 Don’t you forget
 SAKIN UNUTAYIM DEME
 XO
 XO
 Don’t you worry bout’ a thing
 Hiç bir şeyi kafana takma
 XO
 XO
 We’ll be everything you need
 İhtiyacın olacak her şey biz olacağız
 Just believe
 SADECE İNAN
Grab a cup of that XO, baby I been leaning
 Eline bir bardak XO al, bebeğim ben kafayı çekiyorum

Bilmiyorum hiç çevirilerimde fark ettiniz mi ama ben hiç bir zaman XO nun yanına ne anlama geldiğini koymamışımdır. Çünkü ne yazsam yalan olur. The Weeknd şarkısı olmayıp başka bir şarkıda ”Eline bir bardak XO al” diye bir şey geçse XO’nun yanına direk (içki) koyar geçerim ama konu Abel’a gelince o kadar kolay olmaz. Abel XO damgasını şarkılarında 3 tane farklı anlamda kullanıyor. Birisi kendi tayfası -fanları’da olabilir ama hiç sanmıyorum-…

XO niggas ain't nothing to mess with
 XO zencileri taşak geçilecek tiplerden değil
If it ain't XO then it gotta go
 Eğer XO değilse o zaman siktirip gitmeli
And I don't got any friends, I got XO in my bloodwork
 Arkadaşım filan da yok, benim kan tahlilimde XO var

…diğeri XO nun anlamını uyuşturucu olarak, yani X(Ecstasy) ve O(Oxycodone), ele aldığı mixtap’leri veya…

Grab a cup of that XO, baby I been leaning
 Eline bir bardak XO al, bebeğim ben kafayı çekiyorum

…içki olarak bildiğimiz hennessy XO veya…

Grab a cup of that XO, baby I been leaning
 Eline bir bardak XO al, bebeğim ben kafayı çekiyorum

…bunların her ikisini de bir arada kullanıyor.

XO, XO, XO, mix it up, pour it up, take it down slow
 XO, XO, XO; karıştır, dök, midene yavaştan indir

Belli değil o yüzden kesin bir şey deyip sizi yanlış yönlendirmek istemiyorum.

Ayrıca Abel müzik kariyerine başladığından beri -17 yaşından beri- XO tayfasıyla beraberdi.

———————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————————-

Sana sürekli böyle şarkılardan alıntı yaparak adamın nasıl biri olduğunu anlatabilirim ama bunu sen kendi başına öğrenmelisin, hepsi şarkıların içinde. Adamın şarkılarında söylediği her şey gerçekten yaşanmış olaylar, gerçek yerler ve gerçek kişiler. Ben bütün şarkılarını çevirdim o yüzden demek istediğimi çevirilere bakarak anlayabilirsin. Evet, şarkıları çevirirken hepsinin içindeki anlamları yazabilirdim -bazılarına yazdım zaten- ama o zaman ne anlamı kalır, kendin keşfetmelisin. Şu alta ”Rolling Stone” şarkısından attığım sözlere bakın. Adam bu şarkıda rastgele bir kızdan bahsetmiyor. Şarkısını dinleyen gerçek hayranından bahsediyor, yani senden.

So baby love me
 O yüzden bebeğim sev beni
 Before they all love me
 Diğer herkes sevmeden önce
 Until you won’t love me
 Beni sevmeyene kadar
 Because they'll all love me
 Çünkü diğer herkes beni sevmiş olacak
 I’ll be different
 Farklı biri olurum
 I think I’ll be different
 Galiba farklı biri olacağım
 I hope I’m not different
 Umarım farklı değilimdir
 And I hope you’ll still listen
 Ve umarım hala beni dinliyor olursun
 But until then
 Ama o zamana kadar
 Baby I got you
 Bendensin

Bu sözler ile Abel’ın ileri görüşlü biri olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Mainstream olacağını kendisi de biliyordu. Ayrıca bu Rolling Stone şarkısını daha sonraları mainstream haline gelen YouTube kanalında ilk video’su olarak paylaştı. Bu video’sundaki kız onun hayranlarını temsil ediyor. Video ilerledikçe kız daha da açık giymeye başlıyor. Kızın giderek açık giymeye başlamasının anlamı: Abel ne kadar mainstream haline gelirse o kadar fazla rastgele hayranı olur. Yani gerçek hayranlarının sayısı sıradan hayranlarının sayısına göre az kalır. Abel ne kadar popüler olursa gerçek hayranın ona karşı ilgi kaybetmesi o kadar fazla olur. Sen onun yüzüne çok daha çabuk alışıp esrarengizliği o kadar çabuk biter. The Weeknd 2012 kadar tanınmıyordu bile, tanınıyordu ama az kişi tarafından. Bu Rolling Stone şarkısı/video’su onu başından beri dinleyen gerçek hayranlarına underground platformundan mainstream platformuna geçişi için bir mesaj.

Bu şarkıyla çelişen bir tek ”Twenty Eight” adlı şarkısı var. O şarkıda, fazla tanındığı için kendisini müziğe başladığı günden beri dinleyen hayranlarına ”müziğimi herkese söylemek zorunda mıydın” diye sitemde bulunuyor.

O şarkıdaki

''Seni evime(kendi dünyasına) almakla çok yanlış yaptım''
''Bu ev(kendi dünyası) senin için değil''

bu cümleler mainstream olması sonucu gelen yeni hayranları için.

—————————————————

Mainstream = popüler bir şey.

Underground = az bilinen/gizli bir şey.

”I got you”nun Türkçe karşıtı çok saçma olduğu için kusura bakmayın.

—————————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————————

Yazıyı bitirmek için güzel bir çıkış cümlesi bulamadım o yüzden bu cümleyi çıkış cümlesi olarak varsaysanız çok güzel olur.

Eğer ”The Weeknd’in hangi şarkısını kesinlikle dinlemeliyim” diye sorarsanız; çevirdiğim bütün şarkılara bakın, ”hangi” diye bir soru sormazsın. Ama illa ”3 tane şarkı söyle” diyorsanız:

The Weeknd – Tell Your Friends (Türkçe Çeviri)

The Weeknd – Reminder (Türkçe Çeviri)

The Weeknd – Ordinary Life (Türkçe Çeviri)

The Weeknd – King Of The Fall (Türkçe Çeviri)

The Weeknd – Real Life (Türkçe Çeviri)