Dave – Raindance ( Türkçe Çeviri )
**”I LOVE YOU” (SENİ SEVİYORUM)**
Let’s get the party started
Hadi partiyi başlatalım
See you at the bar, you was hardly talkin’
Barda gördüm seni, neredeyse hiç konuşmuyordun
That’s when I knew that your heart was scarrin’
İşte o an anladım kalbinin yaralı olduğunu
Friends to lovers, need a part to star in, like, “Wait, babe”
Arkadaştan sevgiliye, oynayacak bir role ihtiyacımız var, “Bekle bebeğim” gibi
Let me ask your pardon
Affını diliyorum
This ain’t Gucci, this is Prada, darlin’
Bu Gucci değil, bu Prada, sevgilim
*(Daha kaliteli, daha değerli bir şey sunuyor. Sıradanlığı değil, özel olanı)*
If you want somethin’, you can ask me, darlin’
Bir şey istersen bana sorabilirsin, sevgilim
Then you started laughin’ ’cause you think I’m jokin’
Sonra gülmeye başladın çünkü şaka yaptığımı düşünüyorsun
But lookin’ in your eyes is the best thing
Ama gözlerinin içine bakmak en güzel şey
Brake lights giving you the red skin
Fren lambaları kırmızıya boyuyor tenini
You was in a bad mood from we stepped in
İçeri adım attığımızdan beri kötü bir ruh halindeydin
Though you checked out ‘fore we even checked in
Otele giriş yapmadan önce çoktan çıkış yapmıştın
*(Daha başlamadan bitirmiştin ilişkiyi)*
On the phone you gon’ vent to your best friend
Telefonda en yakın arkadaşına dert yanacaksın
The one you gave me the lecture, but I ain’t gon’ sweat you, babe
Bana nutuk çektirdiğin kişi, ama seni terletmeyeceğim, bebeğim
*(Arkadaşın beni eleştirmişti, ama seninle uğraşmayacağım)*
I’ma let you catch up with your boy, undress you
Arkadaşınla görüşmene izin vereceğim, sonra seni soyacağım
And let me tell you why I’ma bless you
Ve sana neden seni kutsayacağımı söyleyeyim
It’s the way my mind fallin’ away
Aklımın kayıp gidiş şekli yüzünden
In my heart, I know
Kalbimde biliyorum
You feel the same when you’re with me
Benimleyken aynı şeyleri hissediyorsun
You know I’m all you need
Biliyorsun, tek ihtiyacın olan benim
You’re where I wanna be
Olmak istediğim yerde sen varsın
My darling, can’t you see?
Sevgilim, görmüyor musun?
I love you
Seni seviyorum
I love you
Seni seviyorum
I love you
Seni seviyorum
I love you
Seni seviyorum
I love you
Seni seviyorum
Fell into you
Sana düştüm
Say you want me in the mood
Bana karşı istekli olduğunu söyle
Tryna hide my feelings for you
Sana olan hislerimi saklamaya çalışıyorum
Don’t wanna argue, not with you
Tartışmak istemiyorum, seninle değil
Tell me why you’re so in denial
Söyle bana neden bu kadar inkârcısın
Hold me close, don’t tell me goodnight
Sıkıca tut beni, iyi geceler deme bana
Are you down to get me?
Beni istemeye hazır mısın?
Tell me when you’re ready, I’m ready (yeah)
Ne zaman hazır olduğunu söyle, ben hazırım (evet)
We can get into it or we can get intimate
İşin içine girebiliriz ya da yakınlaşabiliriz
*(İlişkiye başlayabiliriz ya da fiziksel yakınlaşabiliriz)*
The shower when you sing in it
Duşta şarkı söylediğin anlar
Better than Beyoncé, I like the sound of fiancée
Beyoncé’den iyi, “nişanlım” kelimesinin sesini seviyorum
*(“Fiancée” (nişanlı) kelimesi “Beyoncé” ile kafiyeli. Evlilik hayali kuruyor)*
You know it’s got a little ring to it
Biliyorsun, kulağa biraz “yüzük” gibi geliyor
*(“Ring to it”: Kulağa hoş gelir. Ama “ring” aynı zamanda yüzük demek. Evlilik yüzüğüne gönderme)*
And really when I think of it
Ve gerçekten düşününce
Growin’ up, I didn’t ever see marriages
Büyürken hiç evlilik görmedim
No weddings, no horse, no carriages
Düğün yok, at yok, araba yok
*(Geleneksel evlilik törenlerini hiç deneyimlemedi)*
I wanna do things different and change the narrative
Farklı şeyler yapmak ve anlatıyı değiştirmek istiyorum
God knows you a wild child, beautiful child, I need your help
Tanrı bilir, sen bir vahşi çocuksun, güzel çocuk, yardımına ihtiyacım var
Looking like you come from the ’90s by yourself
Tek başına 90’lardan gelmiş gibisin
*(90’lar estetiği taşıyor. Zamansız ve cool)*
My mum sixty-one and her favourite line to tell her son is
Annem altmış bir yaşında ve oğluna söylediği favori sözü
Sometimes she wish that she had a girl
Bazen bir kızı olsun istediğini söyler
I wanna take you back to a time, back to a trip
Seni bir zamana geri götürmek istiyorum, bir geziye
You had that white wine that I never got to sip
İçtiğin o beyaz şarabı ben hiç yudumlayamadım
And dinner wasn’t ruined ’cause you never got to pick
Ve akşam yemeği mahvolmadı çünkü sen seçim yapamadın
I know that everybody told me that I’m sick ’cause
Biliyorum herkes bana hasta olduğumu söyledi çünkü
***(Önceki kısım tekrarı)***
me and you, never let me go
Ben ve sen, asıl bırakma beni
(I love you) me and you, I’ll tell you two times
(Seni seviyorum) ben ve sen, sana iki kez söyleyeceğim
Me and you, never let me go
Ben ve sen, asıl bırakma beni
(I love you) me and you, I’ll tell you two times
(Seni seviyorum) ben ve sen, sana iki kez söyleyeceğim
It’s me and you, never let me go
Bu ben ve sen, asla bırakma beni
(I love you) me and you, I’ll tell you two times
(Seni seviyorum) ben ve sen, sana iki kez söyleyeceğim
Me and you, never let me go
Ben ve sen, asıl bırakma beni
Me and you, I’ll tell you two times
Ben ve sen, sana iki kez söyleyeceğim
I said lean with it, rock with it (tell me, you’re the only one I want)
Dedim ki, onunla eğil, onunla sallan (söyle bana, tek istediğim sensin)
Your finger, I can put a rock in it (tell me, you’re the only one I want, baby)
Parmağına bir taş (yüzük) takabilirim (söyle bana, tek istediğim sensin, bebeğim)
*(“Rock”: Taş, aynı zamanda yüzükteki pırlanta)*
Fin-finger, I can put a rock in it (tell me, you’re the only one I want)
Parmağına bir taş (yüzük) takabilirim (söyle bana, tek istediğim sensin)
Banker, they can put a block in it (tell me, you’re the only one I want, baby)
Bankacı, onlar engel koyabilir (söyle bana, tek istediğim sensin, bebeğim)
*(“Block”: Bankacılar kredi engeli koyabilir, ama umurumda değil)*
Said rock with it, bounce with it (tell me, you’re the only one I want)
Onunla sallan dedim, onunla zıpla (söyle bana, tek istediğim sensin)
Your left wrist, I can put my house in it (tell me, you’re the only one I want, baby)
Sol bileğine evimi koyabilirim (söyle bana, tek istediğim sensin, bebeğim)
*(Pahalı bir saat alırım, bir ev parası değerinde)*
You wanna bet, babe? I can put my house in it (tell me, you’re the only one I want)
Bahse girer misin bebeğim? Evimi koyabilirim (söyle bana, tek istediğim sensin)
B-b-babe, I could put my spouse in it (tell me, you’re the only one I want, baby)
B-b-bebeğim, eşimi koyabilirim (söyle bana, tek istediğim sensin, bebeğim)
*(“Spouse”: Eş. Yani seni eşim yapabilirim)*
I said, shimmy-shimmy, yay, shimmy, shimmy-shimmy, yah
Dedim ki, şimdi-şimdi, yay, şimdi, şimdi-şimdi, yah
*(Ritmik vokal efekti, eğlence ve dans çağrısı)*
5’9″, brown eyes, and she in it, in it
1.75 boyunda, kahverengi gözler, ve o işin içinde, içinde
*(Kadının fiziksel özellikleri. “In it”: İlişkinin içinde, tamamen katılıyor)*
Shimmy-shimmy, yay, shimmy, shimmy-shimmy, yah
Şimdi-şimdi, yay, şimdi, şimdi-şimdi, yah
5’9″, brown eyes, innit, innit
1.75 boyunda, kahverengi gözler, değil mi, değil mi
*(“Innit”: “Isn’t it” (değil mi) kısaltması, onay arar)*
***(Son bölüm tekrar edilerek şarkı sonlanır)***



