I was like, “Hi, nice to meet ya” –Tıpkı şöyleydim ‘Selam, tanıştığımıza memnun oldum.’ I could see me in your t-shirt –Kendimi senin tişörtünle görebiliyordum I could hear love from the speakers –Hoparlörden aşk tınılarını duyabiliyordum I could see us in front of a preacher –İkimizi bir papazın önünde görebiliyordum Saying, “I do” in my




